27/12/2008 - babannem
 Ben ki yalan söylemenin ustası bir babannenin torunu değil miydim ki? Öyle güzel yalanlardı ki onlar gerçek bile yanında fos kalırdı. Ve babannemin anlattığı yalanların en güzel yanı da o yalanlardan kimsenin ölmeyişi değil miydi? 1990’ların sonlarında, babannemlerin bizde misafir olduğu günlerden birinde, elimde o ayın bilim tekniği;konusu da milyonlarca yıldır dünyamızın yaşayan en eski canlıları gibi bir şey ve bu arada da kaplumbağalar… daha içeriye girer girmez babannem çatallı ve sesine tılsımlar katan bir fısıltıyla; “oğlum bunları evden götürün, uğursuzluk getirir” demesin mi?. “Niyeymiş babanne? Nereden çıkmış uğursuz oldukları?” Bendeki de laf mı yani sen kırk yılın hikayecisine soracak başka soru mu bulamadın. babannem durur mu? Belki o anda belki de önceleri uydurduğu o hikayeyi anlatmaya başlıyor:”Bir gün Hızır aleyhisselam, kar her tarafı beyaz bir örtüyle kapladığında ormanda bir baraka görmüş. İçerisinde de birisi yaşıyormuş. Şu karlı kış gününde oraya tanrı misafiri olmakmış maksadı.(Hey yavrum hey burayı da ben uydurdum aslında. Ee hikayeci babannenin hikayeci torunuyuz ne de olsa!) ev sahibi geleni görmüş ancak niyeti hiç de iyi değilmiş. Misafir ağırlamak gibi bir niyeti yokmuş hiç. Hemen ışıkları söndürmüş, evin kapısını hemencecik kapatmış ki evde kimse yok havası versin. Gelen misafirde çeksin gitsin uğramadan. İyi ama adamın bilmediği bir şey varmış o da gelen tanrı misafirinin mübarek bir zat oluşu yani Hızır aleyhisselam oluşuymuş. Hızır aleyhisselam her şeyi bilirmiş. Ona her şey ayan olurmuş. Evin sahibinin de kendisi hakkında ne düşündüğünü elbette biliyormuş. Mübarek bu durumu anlamış ve adama bir beddua etmiş. “inşallah kaplumbağa olasın evin sırtında dağda dolaşasın” Ve tanrı hemen oracıkta adamı bir kaplumbağaya çevirmiş.
|